|
|
 |
Haraç'ı nerdeyse kırk yıl önce okuyanlar bugün yeniden okumayı denerlerse, yepyeni bir öyküyle karşılaştıklarını, şimdi okudukları öykünün ilk okudukları zamanki olmadığını görebilirler. Yalınlığın ürettiği yetkinliktir o. Haraç gibi nitelikli edebiyat yapıtları zaman içinde değişirken artık yıllar önceki kitap olarak okunamaz.
1970'lerin başındaki 'Füruzan olayı' Haraç'ta ulaşılması kolay olmayan bir doruk noktasına karşılık geliyordu. Haraç'ın taşıdığı anlamlar bugün daha da zenginleşmiştir.
'Fürüzan hikâyeye saygınlık kazandırmıştır.' Ece Ayhan
(Tanıtım Yazısından)
| 2 okuyucu
bu kitap için görüş bildirdi.. |
|
| | |
|
|
|
arctasarım
21/4/2009 11:57
Kitabı 12 Ocak 2009 tarihinde devrettim. En sevdiğim roman PARA Pierre Rey, rumuzlu beyefendinin yorumundan çok etkilendim, yorumda yer verilmiş bu iki soru: “Acaba biz Türkler kendi değerlerimizi birbirimize anlatmayı beceremiyor muyuz? Yoksa beceriyoruz da...bir övgü yapılacaksa, yapılması gerekiyorsa bu övgüyü gerektiği kadar duygulu, gerektiği kadar heyecanlı yapamıyor muyuz? ” kitabı satın alma ve okuma nedenim oldu. Bu satırları yazıyor olmam kısmen sorulan soruların cevabını içerdiğini düşündüm.
Haraç, olağanüstü yalın ve duru dilde yazılmış, güncelliğini kaybetmemiş bir öykü. Otuz dokuz sene önce kaleme alınmasına rağmen, sanki dün, sıra dışı kadın duyarlılığı ile yazılmış ve sadece seksen beş sayfaya sığdırılmış bir kadının hayatı, Servetin hayatı.
Hayranlıkla okudum. Kadınların, bazen yaşamak zorunda kaldıkları korkunç haksızlıkların isyanıdır bu minicik hikâye.
Şu an bu satırları yazarken, biraz duruyorum, kitabı elime alıyorum ve 78. sayfasını açıyorum, tekrar okuyorum ve yazıyorum:
“ Bir şey iste deselerdi, hani var ya o masallardaki gibi, periler cinler çıkıp dilek sorduklarında okumayı yazmayı sökeyim isterdim. Oğluma iki satırcık yollamak için”
Okuyamamanın, harflerin tanıyamamanın buruk acısı…
Günümüzün Türkiye’sinde nice nice Servetler var hâlâ…
Güncelliğini kaybetmemiş bir öykü dedim ve Prof.Dr.Türkan Saylan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğin Başkanının, bugünlerde yaşadıkları geliyor aklıma. Kendini bu ülkeye ve aydınlığa adamış o büyük insan...Servetlerin olmaması için mücadele veren o gerçekten insan sevgisi taşıyan cesur yürekli kadın.
Nette, şaşkınlık ve hayretle okudum:
“Hayatını örtü düşmanlığına adadı… Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı…” bu çirkin zihniyeti şiddetle kınıyorum.
Ben, Çağdaş Türk Kadınına güvenmek istiyorum, çünkü bu mücadelede bize düşen pek çok görev var ve burada Ulu Önderimiz Atatürk’ün sözlerini hatırlatmak istiyorum: “Bir zamanlar gelir beni unutmak, unutturmak isteyen gayretler belirebilir, fikirlerimi inkâr edenler, beni yerenler çıkabilir. Hatta benim yakın bildiğim kimseler arasından bile olabilir. Ama ektiğimiz tohumlar o kadar canlıdır ki, bu fikirler döner dolaşır gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur.”
Nasıl da öngörmüş!
Füruzan’ nın bu güzel öyküsü ve ÇYDD çalışmaları bu ekilen tohumlardan yeşermiş filizler. Benim ülkemde Füruzan ve Dr. Türkan Saylan gibi aydın insanlar olduğu için gurur duyuyorum… ve bütün kalbimle destekliyorum.
sizce, bu okuyucu görüşü yararlı mı?
Evet
|
Hayır
|
| |
|
|
|
En sevdiğim roman PARA Pierre Rey
30/11/2008 22:36
HARAÇ
Öykü; Notos Kitap Yayınevi; 85 Sayfa
30 kasım 2008 pazar günü...Notos Kitap Yayınevi'nin yayımlamış olduğu Füruzan'a ait HARAÇ öyküsünü devrettim az önce...Seksenbeş sayfalık bir öykü; bir öykü ki roman tadında...hakikaten roman tadında bir öykü...yoksa roman tekniğiyle yazılmış bir öykü mü deseydim?
Yazar Füruzan'ı tebrik ediyorum. Haraç adlı bu öykü yıllar yıllar önce, konaklarımızdan birinde,kendini bildi bileli hizmet eden bir kızın -ve aynı kızın kadınlık dönemi hâllerinin- hüzünlü hikâyesini ve hizmet görenlerin tutumlarını, vicdansızlıklarını anlatıyor.
Yazarımızı, Türkiye'de yaşayan bir kitapsever olarak yeni tanımış olmama hayıflanıyorum...Var mıdır yeryüzünde şöyle Füruzan'ın Haraç öyküsü gibi bir öykü? Hikâyeciliğin ustaları bu yazımı okurlar da...şayet sorumun cevabını biliyorlarsa,yanıtı da lütfederler mi? Füruzan Yazarımız ikibinsekiz yılında İstanbul'da Yirmiyedinci Tüyap Kitap Fuarı'nın Onur Yazarı idi. Fuar'a gitmeden önce Yazarımız hakkında bir yerlerde övgülerle dolu bir yazı okumuştum...ve onun öyküsü Haraç ile buluşmamız da bu sayede oldu...kimse bana daha önce Füruzan'ı anlatmamıştı ama okumuştum...okumak eyleminin büyüklüğüne bakın...Ferid Edgü'nün YAZMAK EYLEMİ adlı kitabı hatırıma geldi...Haraç'ı okuyorken de aklıma gelmişti Edgü'nün bu eseri...niçin mi aklıma gelmişti: Bir öykünün,öykü anlatıcısının ağzından değil de hikâye edilen kahramanın ağzından yazıldığını okumak ve bu kadar güzel yazılabileceğini anlamak benim âdeta sermest olmama yol açtı da onun için.
Yazarımız'ı, Türkiye'de yaşayan bir kitapsever olarak yeni tanımış olmama hayıflanıyorum...diye yazmış olmamın sebeplerini düşündüm üstteki satırları yazıyorken.Acaba biz Türkler kendi değerlerimizi birbirimize anlatmayı beceremiyor muyuz? Yoksa beceriyoruz da...bir övgü yapılacaksa, yapılması gerekiyorsa bu övgüyü gerektiği kadar duygulu,gerektiği kadar heyecanlı yapamıyor muyuz? Buyrun,işte Füruzan'ın Haraç adlı hikâyesi...Okuryazar bir insan olarak ben oturup yıllarca uğraşsam daha güzel bir öykü yazabilir miyim? Siz yazabilir misiniz? Niçin birileri bana şimdiye kadar,'Füruzan'ın HARAÇ adlı öyküsünü okudun mu? ' diye sormadı? Peki,bilenler,bana çok güzel öyküler yazıyor diye Sait Faik'i veya O'Henry'i işaret ederlerken niçin Füruzan'ın adı hiç geçmedi? Füruzan'ın öyküsü 'çok güzel öyküler' arasında gösterilemez mi? Bunu kim yapacak? Kim Haraç'ı en güzel öyküler arasına alacak? Galiba bunu biz yapacağız...bizler yapacağız,kitap okuyanlar,bir şeyler yazmaya çalışanlar yapacak!
Geçenlerde...içerik olarak Atatürk'ün hatıralarını ve mektuplarını anlatan bir kitap geçti elime...O satırlarda Atatürk'ün yurdumuzu kurtarmak için sadece fikir olarak bile kendi etrafında az insan görüyor olması,bunun sebeplerini anlayamıyor olmasına rağmen bu düşüncelerinde tek olmadığını hissediyor olması,nihayet Atatürk'ün bunu Gençliğe Hitabe'sinde:'... memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler...' şeklinde devam eden sözleriyle açıklıyor olması günümüz Türk edebiyatının durumunu çağrıştırmıştı bana! Türk Edebiyatı'nın iyiye ve ileriye gitmesinin edebiyatçılarımız sayesinde olacağını anlıyorum. Peki Atatürk yaşasaydı..: 'Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olan edebiyatçılar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olabilirler.' mi derdi (diyebilirdi) yoksa: 'Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dâhilinde iktidara sahip olan medya patronları gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olabilirler.' mi derdi veya diyebilirdi? Evet,anlamak istediğim,niçin bir takım yazarlarımızın eserleri âdeta gözümüze sokulurken bazıları da hiç hatırlanmaz? Bu haftanın Cumhuriyet Kitap Eki'nde Şair İsmail Uyaroğlu'nun yayımlanmış mektubunda Frankfurt Kitap Fuarı'yla ilgili şikâyeti vardı...bu Şikâyet mektubunu Cumhuriyet Kitap Eki Yetkilileri'ne göndermiş ve onlar da yayımlamışlar...Bu mektubu Cumhuriyet Kitap Eki'nden aynen alıntılıyorum: 'Ey 'organizatör'ler heyeti,ey heyet-i mahsusa,ey zat-ı muhteremler,Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin edebiyatı babanızın çiftliği mi? Bir şair,hiçbir 'çete'nin,'şebeke'nin mensubu olmadan ya da 'kalabalık'a karışmadan,kendi köşesinde yaşıyorsa yok mu demektir? ' yazdığı gibi kırk yıldır şiir yazanlara veya yetmiş kitap yazmış ama öbür dünyaya göçmüş olanlara biz nasıl ulaşacağız? Artık yaşamıyor diye unutacak mıyız değerli yazarlarımızı, şairlerimizi? Kendi kabuğunda yaşıyor diye övgüye değer bulmayacak mıyız?
Olsun,madem ben bu siteye üyeyim ve mademki Haraç'ı okudum...bu vazifeyi ben yapmak durumundayım ve yapıyorum: Lütfen,Füruzan'ın Haraç adlı öyküsünü okuyun ve okutun..!
Saygılarımla,
(Not: Haraç'ı okuyorken aklıma gelen 'garip' bir düşünceyi sizinle paylaşmak istedim...bu düşünce: 'Her kitap bitirişimde yani kitabı devrettiğimde,onu okuyorken aklıma gelen fikirlerin ve övgülerin otomatik bir yerlere kaydedilmesi ne hoş olurdu...' biçiminde idi; yazıya döküldüğünde sanki başka bir anlama bürünmesine rağmen aşağı yukarı düşündüğüm bu idi...Son sayfayı da çevirdiğimde karşıma çıkan boş sayfaya bu düşündüklerimi hazır yazılmış hâlde bulsam...hem tam olarak düşündüklerimizi eseri bitirdikten sonra hatırlayamayabiliriz,değil mi? Çıkmadı mı böyle bir kayıt cihazı? Bu işle uğraşan tasarımcılar...dillendirdiğimizi yazıya geçiren düzenler icat etmeyi becerdiniz de şu benim isteğimi yapamayacak mısınız?
Not-Not: İlahi tasarımcılar..! Sakın bu yukardaki notumdakileri ciddiye alma-yın! Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk...şimdi üstteki notu yazınca aklıma geldi...Gazeteyi okudun mu,diye sordum:Otomobilden inmeden benzin alıp özel kredi kartı ile ödüyormuşsun,yazıyor dedim...Arkadaşım gün boyu yollarda dolaşan bir satışçı idi...bana ne derse beğenirsiniz: 'Ağbi,ne iyi oldu yaa...vallahi ben çok memnun kaldım bu işten...benzin kartını kullanıyorum.' Ağzım açık kaldı...Kendisine şu cevabı verdim: 'Ulan biraz daha.ötünü büyüteceğine in arabadan da benzinini almak için uğraş...hareketsizlikten.ötün,göbeğin büyümüş...' Sonra birlikte güldük ama galiba bu son hikâye tembelliğimizin de teknolojinin nimetlerini sorgusuz sualsiz kabul etmemizden kaynaklandığını açıkladı gibi,değil mi? Ha,az kaldı unutuyordum bu kâğıt satıcısı arkadaşım bir yılı geçti,tavsiye ettiğim PARA romanını okuyamadı,cevabı da hazır: 'Dizi seyretmekten PARA'yı okumaya fırsat bulamıyorum ağbi..! ')
sizce, bu okuyucu görüşü yararlı mı?
Evet
|
Hayır
|
| |
| Aynı konudaki diğer kitaplar için tıklayın: |
Aynı kişilerin diğer kitapları için
tıklayın: |
|
|
|
|
|