|
|
 |
İklimler
|
 |
|
Sizin İkliminiz Hangisi?
Bu sıradan bir aşk hikayesi değil. Bir erkeğin seven ve sevilen olarak büründüğü iki farklı kişiliğinin tüm çelişki ve açıklığıyla işlendiği; özellikle kadınlar konusunda kabul edilmiş yaygın, iki yüzlü, sahtekar kanaatlere meydan okuyan cesur saptamaların bulunduğu psikolojik bir şaheserdir.
Dilşat İpek (Antoloji.Com)
| DEĞERLENDİRME TABLOSU |
| Çeviri | 9 |  |
| |
|
| Anlatım gücü | 10 |  |
| |
|
| Derinlik | 9 |  |
| |
|
| kapak | 9 |  |
| |
|
| Genel Olarak Kitap | 10 |  |
|
Mutluluğun resmi çizilir mi bilmiyorum Ama; Andre Maurois ‘İklimler’de mutsuzluğun resmini gerçeklerden sapmadan duygusal, cesur bir anlatım ve hüzünlü bir dil ile çizmiş. Hayatta istenebilecek her şeye sahip olan entellektüel fabrikatör Philippe’nin aşk, tutku, mutluluk ve gerçeklik kavramları arasında sıkışıp kalmış ruhunun çektiği ızdırabı sınırlandırmalara girmeden her okuyucunun hissedip anlayabileceği üslubunu kullanarak betimlemiş.
Yoğun olarak işlenen aşk temasının gerisinde 20. yüz yıl Fransa aristokrasisinin yaşam tarzları, davranış biçimleri, ahlak yapıları, istekleri, arzuları, beklentileri yine yazarın tüm samimiyeti ve açıksözlülüğüyle teşhir edilircesine ele alındığını görüyoruz.
20. yüz yıl başları tüm dünya için bir geçiş dönemiydi. Coğrafyalar ve kültürler yeniden şekillendiriliyordu. O hareketli dönemde halklara, şekli ne olursa olsun kültür anlamında önderlik eden Fransa gibi otorite sahibi bir ülkenin kaymak sınıfında dışardan görünen tüm şaşaaya karşın ruhlarda doyumsuzluğun neden olduğu nihilizmin izleri görülür. Dogmatik kliseye, çıkarcı ruhban sınıfına karşı geliştirilen ve taze kazanılan savaşın havasını daha henüz üzerinden atamamış olan bu uç topluluk, inançsızlığın yarattığı boşluk duygusunu sanat aşk ve teknolojik gelişmelerle doldurmaya çalışır. Batı bu konularda önü alınamaz hızda ilerlerken; ihmal ettikleri ya da korktukları maneviyatı iç dünyalarından çıkarıp atmalarıyla meydana gelen boşluk ve tatminsizliğin yarattığı mutsuzluk bu romanın ana temasını oluşturur..
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü Philippe’in İsabelle’e yazdığı mektuplardan okuyoruz. Philippe mektuplarında açıkyüreklilikle, çocukluğundan başlayıp özellikle Odille ile olan evliliğini tüm çıkplaklığıyla anlatmaktadır.
Philippe çok iyi yetişmiş entelektüel bir fabrikatördür. Daha lise yıllarında hayatına evli, bekar bir çok kadın sokar. Aşkı aramaktadır. Küçük kaçamaklarında zaman zaman mutluluğu yakalar fakat hiç biri onu tam anlamıyla tatmin edemez. Dinginliği sevmeyen Philippe Hareketli yaşamını kısa ilişkiler, farklı kadınlar ve renkli geceler ekseninde geçirir. Ta ki bir tatil sırasında müthiş güzellikteki Odile’i tanıyıncaya kadar. Üst sınıftan iyi yetişmiş bir genç kız olan Odile güzelliği ve kültürüyle Philippe'i etkiler. Kısa bir süre sonra evlenirler.
Odile son derece ilginç, başına buyruk, havai ve gizem dolu bir kadındır. Sanattan, kitap okumaktan, tiyatrodan ve gezmekten hoşlanmaktadır. Ruhunda Philippe’in bile anlayamacağı kadar koyu bir derinlik, kaos ve giz barındırmaktadır. Erkeklerle yakınlaşmaktan ve hoşuna giden her şeyi yapmaktan çekinmemektedir. Onu ne aile kavramı ne toplumsal tabular ne de evliliğin kutsallığı engelleyemez. Bu rahat ve umarsız tavırları Philippe’i çıldırtmakta; ama onu kaybetme korkusuyla susmaktadır. Kıskançlık şüphe ve belirsizliğin neden olduğu paranoyalar Phileppe’i tüketmektedir. Odile’i kaybedeceğini düşündükçe ona daha fazla bağlanmakta ve acısı katlanmaktadır.
Philippe Hayatının bu döneminde sürekli olarak kendisini ve Odile’e olan aşkını sorgular.. İçine düştüğü çelişkilerin farkındadır fakat; bunlara bir açıklık getiremez. Bir an karısıyla ilgili olarak korkunç paranoyalara sürüklenirken, diğer an bunu yaptığı için pişmanlık ve utanç içinde kıvranır. Odile kendisine acı çektirdikçe Ona daha fazla bağlanarak mazoşist bir aşkın diplerine sürüklenir.
Philipe mektuplarında bu durumunu defalarca ifade ederek obsesif bağlılığının nedenlerini anlamaya çalışır kendince. Söylediği şu sözler çok güzel anlatıyor içine düştüğü ikilemi. “Odile yanımdayken kendisini ne kadar çok seversem seveyim, beni kendinden uzaklaştıran hataları vardı; ama yanımda olmadığı zamanlar bir tanrıça oluyordu benim için ve kendisini öyle görüyordum.” Yine benzer bir sözünde “Vefasız ve uzakta olan odili ne yazık ki hatalı ve yakın Odili sevemediğim kadar çok seviyordum.” Bu durum bizdeki “Kaçan kovalanır” özlü sözünü hatırlatıyor. Kim bilir? Beklide aşk bir yanılsamadır. Ya da; insanın düşünmeye başladığı ilk yaşlarından itibaren içinde yeşeren arayış duygusuna saplantılı bir cevaptır!
Philippe kafasını bu tür sorularla uzun uzun meşgul etmesine karşın net bir cevap bulamaz. Peki yazar bunun cevabını biliyor muydu? Onu da bilmiyoruz. İnsan psikolojisinin ürettiği bu şizofrenik durumu müthiş bir sadelik ve güzellikle betimlemesine karşın neden elimize bir cevap veremediğinin cevabı da yine belirsiz kalıyor. Okur kendince bir çok cevap üretebileceği gibi yazarın yaşamıyla paralellikler ve benzerlikler gösteren kahraman üzerinden çeşitli paranoya ve varsayımlarda da bulunacaktır mutlaka.
İkinci bölümde, Philippe’in ikinci eşi İsabelle'in dilinden; evlilikleri, hayatları, birbirlerine olan sevgileri, Philippe’in çapkınlıkları ve eşine çektirdiği acılar anlatılır.
Odile’in aksine İsabelle tam bir sadakat ve olgunluk timsalidir. Philippe’i, tıpkı Philippe’in Odile’i sevdiği gibi tutkuyla sever. Kocasını kendine bağlamak için Odile’i taklide başlar. Onun zevklerinden, yaşam tarzından esinler alır. Zamanla kişiliğini sıfırlayıp Philippe’e gönül kölesi olmaya başlar. O’nun mutluluğu için kendi mutsuzluğunu göze alır. İhanetlerine göz yumar. Kocasını kendi elleriyle başka kadınlara yollar. Şu sözleri durumunu çok güzel özetler. “Aslında gerçekten seven bir kadının hiçbir zaman kişiliği yoktur. O kendini, sevdiği insana göre şekillendirir.”
Maurois Odile ve İsabelle'i karakterize ederken psikanalitik yorumlardan faydalanır. Hatta bunu haklarında çok az şey söylediği tüm karakterleri için söylemek mümkündür. Odile ve İsabelle'in zıt karakterlerini yetişmiş oldukları iki zıt aile yapısına getirip oturtur. Odile özgür aile ortamını tüm yanlarıyla yaşamıştır. Ailesinin maddi manevi tüm imkanlarını kullanır. Zengin ve modern ailelerin prototip evladıdır. Yetişme döneminde başka insanlar için yaşamsal değere sahip olabilecek her şeyi nobranca kullanan Odile, bir yetişkin olduğunda amaç edinebileceği pek bir şey kalmamıştır. Mutsuz ve doyumsuzdur.
İsabelle ilgisiz bir babayla baskıcı bir annenin katı terbiyesi altında büyümüş, çocukluğunda büyük sıkıntılar çekmiş, yalnızlık duygusu içinde mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. Kendisiyle sorunları vardır ve özgüvenden yoksundur. Sınırlandırmaların kişiliğinde oluşturduğu özlem gibi yıpratıcı duyguları ve gelişim eksikliklerini giderebilmek adına müthiş bir inat ve azme sahiptir. Aile içinde birey olamamanın eksikliğini toplumsal rolüyle edindiği ideallerle kimliğini oluşturmaya çalışır.
Her şey zıddıyla mı vardır? Gelişimi tetikleyen sınırlar mıdır? İnsan tecrübelerden önce bir ‘tabula rasa’ mıdır? Yoksa doğuştan çekirdek hükmünde derecelenmiş özellikleri var mıdır.?
Bu böyle sürer gider. Bu romandan çıkarılacak çok soru; sorulara verilecek çok cevap var.
Dilşat İpek
Antoloji.Com
(c) Antoloji.Com'dan izin alınmadan kopyalanamaz, yeniden yayınlanamaz.
| Lütfen bu yazıyı değerlendirin: (10 en iyi; 1 en kötü;
tıklayın) |
|
Dilşat İpek tarafından incelenen diğer kitaplar:
|
|